Chemnitz Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Adayı Yunus Mazı, Almanya'nın otomotiv sektöründeki gerilemesini ve çözüm için atılan adımları AA Analiz için kaleme aldı.
***
Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu ekonomik modelin merkezine otomotiv sanayisi yerleştirilmiştir. Volkswagen, Mercedes-Benz, BMW ve Porsche gibi markalar yalnızca büyük sanayi kuruluşları olarak değerlendirilmemiş, Alman mühendisliğinin, teknolojik kapasitesinin ve uluslararası prestijinin sembolleri olarak da kabul edilmiştir. Bu nedenle otomotiv sektöründe yaşanan gerilemenin sadece şirketlerin bilanço sorunlarıyla sınırlı tutulması mümkün değildir. Ortaya çıkan tablo, Almanya’nın ihracata, yüksek katma değerli üretime ve küresel marka gücüne dayanan ekonomik modelinin yapısal baskı altında bulunduğuna işaret etmektedir.
Motorlu taşıtlar ve otomotiv parçaları, 2025’te Almanya’nın toplam ihracatının yüzde 16,2’sini oluşturmuştur. Almanya 2024’te 135 milyar avro değerinde yaklaşık 3,4 milyon yeni otomobil ihraç etmiştir. [1] Sektörün doğrudan istihdam ettiği kişi sayısı 2024’te ortalama 772 bin 900 olarak kaydedilmiş, 2018’deki zirveye kıyasla yaklaşık 61 bin kişilik kayıp yaşanmıştır. [2]
Bu veriler, otomotiv sektöründeki gerilemenin Almanya açısından neden stratejik bir sorun oluşturduğunu göstermektedir. Sektördeki daralma yalnızca büyük otomobil üreticilerini değil; çelik, kimya, makine, elektronik, lojistik, yazılım ve enerji sektörlerinden oluşan geniş üretim ağını da etkilemektedir. Üretimin azaltılması veya fabrikaların küçültülmesi, ülkenin farklı bölgelerinde istihdam ve vergi geliri kayıplarına yol açabilecek niteliktedir.
Almanya’nın geleneksel sanayi modelindeki temel sorunlardan biri de yüksek enerji, iş gücü ve bürokrasi maliyetlerinde görülmektedir. Alman üreticilerin küresel ölçekte rekabet ettiği otomotiv piyasasında teknolojik dönüşüm hızlanmış, üretim süreçleri ve tüketici beklentileri değişmiştir. Rekabetin ağırlık merkezi içten yanmalı motorlardan bataryaya, araç yazılımına, dijital hizmetlere ve daha kısa model geliştirme sürelerine kaymıştır. Bu dönüşüme yeterince hızlı uyum sağlanamaması, sektörün rekabet gücünü zayıflatmıştır.
Volkswagen Grubu’nun 2026’nın ilk yarısındaki araç satışları, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8,4 azalarak 4 milyona, faaliyet karı ise yüzde 11,6 düşerek 5,9 milyar avroya gerilemiştir. Yalnızca ikinci çeyrekte teslimatlar yaklaşık yüzde 9 azalarak 2,08 milyon araca inerken vergi sonrası kar yüzde 32,9 düşüşle 1,54 milyar avro olarak kaydedilmiştir. [3] Gümrük tarifeleri, jeopolitik gerilimler ve yoğunlaşan rekabet nedeniyle yeni tasarruf önlemleri gündeme alınmış, dünya genelinde 50 bine kadar ilave istihdamın ve Almanya’daki dört fabrikanın geleceğinin değerlendirilmesi planlanmıştır. [4]
Benzer bir eğilim Mercedes-Benz’de de izlenmektedir. Mercedes-Benz Cars biriminin düzeltilmiş faaliyet karı 1 milyar 228 milyon avrodan 909 milyon avroya, satış karlılığı ise yüzde 5,1’den yüzde 4’e gerilemiştir. Şirketin 2026’nın ilk çeyreğindeki net karı da bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17 azalarak 1,43 milyar avroya düşmüştür. Yeniden yapılanma programı kapsamında 2026’nın ilk yarısında kıdem ve işten ayrılma ödemeleri için yaklaşık 1,1 milyar avro nakit çıkışı gerçekleştirilmiştir. [5] Maliyetlerin azaltılması ve Almanya’daki fabrikaların rekabet gücünün artırılması amacıyla ücretlerde artış yapılmadan çalışma sürelerinin uzatılması gibi seçeneklerin değerlendirildiği bildirilmiştir. Mercedes-Benz’deki tasarruf arayışları, Alman otomotiv sektöründeki daha geniş çaplı istihdam kaybının bir parçasını oluşturmaktadır. EY tarafından yapılan hesaplamalara göre sektörde yalnızca 2025’te yaklaşık 50 bin, 2019’dan bu yana ise toplam 111 bin istihdam kaybedilmiştir. [6]
BMW’nin vergi öncesi karı 2026’nın ilk yarısında yüzde 29,4 düşerek 4 milyar 45 milyon avroya gerilemiştir. Şirketin otomotiv birimindeki faaliyet karlılığı da yüzde 6,2’den yüzde 3,6’ya inmiştir. [7] Uzun süre Alman otomotiv sektörünün kriz karşısında en dayanıklı üreticilerinden biri olarak değerlendirilen BMW tarafından, 2027 sonuna kadar 8 bin istihdamın azaltılması planlanmıştır. Bu kapsamda Almanya’daki yaklaşık 85 bin çalışanın 40 binine gönüllü işten ayrılma ve tazminat tekliflerinin sunulması öngörülmektedir. Üretim hatlarından ziyade idari pozisyonları kapsayacak programın şirkete yüz milyonlarca avroya mal olabileceği belirtilmiştir. Elektrikli araç satışlarının artmasına rağmen bu alandaki daha düşük kar marjları ve ABD’nin gümrük tarifeleri, şirket üzerindeki mali baskıyı artırmaktadır. [8]
Almanya'nın dört büyük otomotiv üreticisinde benzer sorunların aynı dönemde görülmesi, krizin yalnızca şirket yönetimlerinden kaynaklanmadığını göstermektedir. Karlılığın düşmesi, satışların gerilemesi, çalışan sayısının azaltılması ve fabrikaların geleceğinin tartışılması, Almanya’nın otomotiv merkezli ekonomik modelinin sınırlarına yaklaşıldığına işaret etmektedir. Şirketler küresel marka güçlerini korusa da geçmişte sahip olunan teknolojik üstünlük ve fiyat belirleme kapasitesi giderek zayıflamaktadır.
Gerilemenin nedenleri, birbirini güçlendiren dış şoklar ve yapısal dönüşümlerle açıklanabilir. Kovid-19 salgını sırasında küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kesintiler ve yarı iletken kıtlığı üretimi doğrudan etkilemiş; Nisan 2020’de Alman otomotiv sanayisinin üretimi bir önceki aya göre yüzde 74,6 gerilemiştir. [9] Salgının etkileri tam olarak aşılamadan Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle ucuz Rus gazına dayalı enerji modelinin sona ermesi, üretim maliyetlerini kalıcı biçimde yükseltmiştir. 2013-2023 döneminde Alman sanayisinin elektrik maliyetleri yüzde 30, gaz maliyetleri ise yüzde 55 artmıştır. [10] Aynı dönemde iklim hedefleri doğrultusunda içten yanmalı motorlardan elektrikli araçlara geçiş için batarya, yazılım, yeni platformlar ve fabrikalara yüksek yatırım yapılması gerekmiş; ancak elektrikli araçlardaki daha düşük kar marjları ve Avrupa’daki zayıf talep bu dönüşümün finansmanını zorlaştırmıştır. Çin’de satılan otomobillerin yaklaşık yarısının elektrikli hale gelmesi ve bu segmentte Çinli üreticilerin belirleyici konuma yükselmesi, Alman markalarının en önemli dış pazarlarından birindeki payını azaltmış; Çin’in Avrupa’ya artan elektrikli araç ihracatı rekabet baskısını daha da güçlendirmiştir. [11]
Almanya’nın bu tabloyla baş edebilmesi için enerji ve şebeke maliyetlerinin düşürülmesi, izin süreçlerinin hızlandırılması, şarj altyapısının genişletilmesi ve batarya, yarı iletken ile araç yazılımı alanlarındaki yatırımların desteklenmesi gerekmektedir. Ülke 2025’te 1,67 milyon elektrikli otomobil üreterek Çin’in ardından dünyanın ikinci büyük üretim merkezi konumunu korumuş olsa da bu kapasitenin rekabetçi fiyatlara ve daha yüksek katma değere dönüştürülmesi belirleyici olacaktır. [12] Bunun yanında demografik baskının hafifletilmesi gerekmektedir. Almanya’da 20-66 yaş arasındaki çalışma çağındaki nüfusun 2035’e kadar yüzde 7 ila 11 azalacağı öngörülmektedir. [13] Bu nedenle mesleki eğitimin güçlendirilmesi, nitelikli göçün kolaylaştırılması ve enerji, kritik ham madde, hidrojen ile yeni pazarlar alanında uluslararası ortaklıkların geliştirilmesi önem taşımaktadır. Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Temmuz 2026’da Moritanya, Nijerya ve Güney Afrika’ya gerçekleştirdiği ziyarette enerji, iklim, ham madde ve ekonomik güvenlik konularına ağırlık verilmesi, Berlin’in tedarik ve pazar ilişkilerini çeşitlendirme arayışını göstermektedir. [14] Ancak dış ortaklıkların kalıcı sonuç üretmesi, Almanya içinde maliyetlerin düşürülmesi, bürokrasinin azaltılması ve teknoloji dönüşümünün daha hızlı yönetilmesiyle mümkün olacaktır.
Otomotiv sektöründeki kapasite ve istihdam kaybının savunma sanayisiyle telafi edilmesine yönelik girişimler de dikkat çekmektedir. Volkswagen’in Osnabrück tesisinde askeri kullanıma uyarlanmış araç prototipleri geliştirilmiş, fabrikanın gelecekte savunma üretiminde kullanılması veya bir savunma şirketiyle işbirliğine açılması seçenekleri değerlendirilmiştir. [15]
Mercedes-Benz tarafından da G-Serisi ve Sprinter modelleri temelinde güvenlik ve savunma amaçlı araç faaliyetlerinin genişletilmesi amacıyla TYTAN Technologies ile bir mutabakat zaptı imzalanmıştır. [16] Rheinmetall ve Hensoldt gibi savunma şirketleri tarafından otomotiv tedarikçilerinden ayrılan çalışanların istihdam edilmesine ve bazı üretim tesislerinin savunma sanayisinde kullanılmasına yönelik girişimlerde bulunulmuştur. [17]
Bu yönelim, otomotiv sanayisinin bütünüyle savunma sektörüne dönüştürüleceği anlamına gelmemektedir. Ancak sivil otomotiv üretiminde kullanılamayan tesislerin, mühendislik bilgisinin ve nitelikli iş gücünün savunma alanına aktarılması, Almanya’nın ekonomik önceliklerindeki değişimi göstermektedir. Artan savunma harcamaları belirli fabrikaları ve istihdam alanlarını koruyabilecek olsa da otomotiv sektörünün oluşturduğu geniş üretim ekosisteminin bütünüyle ikame edilmesi mümkün görünmemektedir.
Alman Otomotiv Sanayisi Birliği tarafından, gerekli rekabet koşullarının oluşturulamaması halinde 2035’e kadar 125 bin ilave istihdamın kaybedilebileceği öngörülmektedir. [18] Bu nedenle sektörün geleceği yalnızca şirketlerin yeni modeller geliştirmesine değil; enerji maliyetlerinin düşürülmesine, yatırım ortamının iyileştirilmesine, dijital altyapının güçlendirilmesine ve Avrupa düzeyinde ortak bir sanayi politikasının oluşturulmasına bağlı bulunmaktadır.
Sonuç olarak Almanya’da otomotiv üretiminin tamamen sona erdiği bir çöküşten söz edilmesi henüz doğru olmayacaktır. Bununla birlikte düşen kârlılık, istihdam azaltımları, yüksek üretim maliyetleri ve fabrikalar için alternatif kullanım arayışları birlikte değerlendirildiğinde yapısal bir gerilemenin yaşandığı görülmektedir.
Almanya açısından temel risk, yalnızca üretilen otomobil sayısının azalması değil, teknolojik standartları belirleme ve küresel sanayi politikalarına yön verme kapasitesinin zayıflamasıdır. Otomotiv sektöründeki dönüşümün başarıyla yönetilememesi halinde Almanya’nın Avrupa’nın sanayi merkezi olma konumu aşınabilecek, ülkenin uluslararası ekonomik ağırlığı ve ihracata dayalı büyüme modeli daha fazla sorgulanabilecektir.
[1] https://www.destatis.de/EN/Press/2025/03/PE25_110_51.html
[2] https://www.vda.de/en/topics/automotive-industry/market-developments/workforce-developments
[4] https://www.trtdeutsch.com/article/c0e53ca71f31
[5] https://group.mercedes-benz.com/investors/reports-news/interim-reports/q2-2026/
[6] https://www.trtdeutsch.com/article/dc257d4cb5fc
[8] https://www.trtdeutsch.com/article/113b8b949f4b
[9] https://www.destatis.de/EN/Press/2020/06/PE20_204_421.html
[12] https://www.vda.de/en/press/press-releases/2026/260204_Car-production-in-Germany-in-January_2026
[14] https://www.auswaertiges-amt.de/en/aussenpolitik/2779134-2779134
[16] https://group.mercedes-benz.com/company/news/mou-tytan.html
[18] https://www.bundesbank.de/en/press/speeches/the-german-economy-in-choppy-international-waters-951356
[Yunus Mazı, Chemnitz Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde Doktora Adayıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Muhabir: Sena Çavuş
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.





