ABD'nin Minneapolis kentinde siyahi Amerikalı Floyd'un polis şiddeti sonucu hayatını kaybetmesi, ülkede ırk ayrımcılığının ve polisin ırkçı şiddetinin boyutlarını yeniden gündeme getirdi.
03 Haziran 2020•Güncelleme: 12 Ocak 2021
ABD'nin Minneapolis kentinde 25 Mayıs’ta dolandırıcılık şüphesiyle Minneapolis’te polisler tarafından gözaltına alınan 46 yaşındaki George Floyd, bir polisin uzun süre ensesine diziyle basması nedeniyle hayatını kaybetti. Floyd’un ölmeden önce dakikalarca "Nefes alamıyorum" diye yalvarması ise gündeme bomba gibi düştü.
Ülke çapında şiddetli protestolara yol açan Floyd’un ölümü, ABD’de yıllardır görmeye alışılan orantısız polis şiddeti vakalarının son halkası oldu. Ülkede son yıllarda herhangi birinin ölümüne sebep olan polislerin yüzde 99’u cinayetle yargılanmıyor. ABD’de nüfusun yüzde 13’ünü siyahiler oluşturuyor. Polis şiddeti sonucu öldürülen kişi sayısında siyahilerin oranı ise bunun iki katı. Ayrıca, istatistiklere göre öldürülen silahsız kurbanların yüzde 33’ü de siyahi ve bir siyahinin polis tarafından öldürülme ihtimali bir beyaza kıyasla 2,5 kat daha fazla.
ABD’de kuşaklar değişe de kökenleri derinlerde yatan ırk ayrımcılığı devam ediyor. Kölelik geçmişinin etkileri bugün de mevcudiyetini korurken ülkedeki siyahiler ancak 1960’lı yıllarda büyük ivme kazanan sivil hakları mücadelesi sonucunda bazı temel haklarına kavuşabilmişti. Malcolm X ve Martin Luther King gibi büyük sivil toplum önderleri en temel insani haklar uğruna verdikleri mücadele sembolü haline gelmişlerdi.
Anadolu Ajansı muhabirleri, ABD’deki ırk ayrımcılığının geçmişi, ülkede polisin elinde mevcut olan yetkileri ve şiddet kullanımının boyutlarını Minnesota Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Zenzele Isoke ve AA Amerika Editörü Hakan Çopur ile konuştu.
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.