Ekip
01 Temmuz 2026•Güncelleme: 01 Temmuz 2026
Anadolu Ajansının (AA), küresel ekonomi sisteminin geldiği nokta ve geleceğine odaklandığı "Korumacılığın Yeniden Yükselişi" başlıklı dosya haberinde, iktisat tarihinde uygulanmış sistemlerden biri olan "merkantilizm"in ne olduğu ve bugüne olan yansımaları, son dönemde merkantilist politikaların yeniden devreye girmesinin nedenleri, ticarette artan korumacılık anlayışıyla birlikte dünya ekonomisini gelecekte nelerin beklediği ve sistemin nasıl bir yapıya evrileceği ele alındı.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 2025 yılı itibarıyla özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci kez göreve gelmesiyle izlediği politikalar, küresel ekonomik sistemlere yönelik sorgulamaları yeniden gündeme taşırken merkantilist politikaların yeniden yükselişe geçtiği gözlendi.
Trump'ın "tarife" adımları ve diğer ülkelerden gelen misillemeler, serbest ticaretin yerini yeni korumacılığa bırakabileceği algısı yaratıyor. Bunun sonucunda ülkeler arası ekonomik işbirliğinin azalması ve ticaretin daha da kısıtlanmasıyla bölgeselleşmenin önem kazanacağına yönelik değerlendirmeler öne çıkarıyor.
Serbest ticaret düzeni yerini korumacı politikalara bırakıyor
Yapay zeka teknolojilerinin giderek artış kaydetmesi ve enerji alanında yenilenebilir kaynakların daha fazla ön plana çıkması küresel ekonomide sistemin daha esnek olabileceği öngörülerini öne çıkarırken, diğer taraftan korumacı politikaların da etkisini artırdığı görüldü.
Bu durum küresel ekonomi üzerindeki belirsizlikleri derinleştirerek mevcut sistemin sürdürülebilirliğini tartışmalı hale getirirken, "Trump, küresel ekonomik sistemi 1500'lü yıllardaki merkantalist sisteme geri götürür mü?" sorularına da neden oldu.
Çiplere erişimin zorlaşması üretimi etkiliyor
Bahçeşehir Üniversitesi Finansal Araştırma ve Uygulama Merkezi Direktörü Prof. Dr. İbrahim Ünalmış, 1980’lerden bu yana ticaret ilişkileri artarken stratejik ürünlerin tedarik zinciri güvenliğinin göz ardı edildiğine dikkati çekerek, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2016 yılından itibaren geliştirdiği sanayide millileşme söylemi ve salgın sürecinin tedarik zincirinde güvenliğin önemini hatırlattığını ifade etti.
Salgın dönemindeki çip krizine atıfta bulunan Ünalmış, "Çip üretemiyorsanız ya da yurt dışından tedarik edemiyorsanız savunma sanayisi, iletişim gibi stratejik öneme sahip sektörlerde üretimi durdurmak zorunda kalıyorsunuz." dedi.
“Çin ile ABD arasındaki mücadelenin yumuşak olmayacağını tahmin edebiliriz”
Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Babacan, merkantilist dönemden bugüne serbest ticaret kadar korumacı eğilimler ve yaklaşımların da süregelmekte olduğunu dile getirerek 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD hegemonyasında kurulan küresel ekonomik sistemde yeni korumacılık eğiliminin bilhassa 2008 küresel finans krizinden bu yana giderek arttığını, DTÖ bünyesinde en fazla korumacı tedbire başvuran ülkenin açık ara ABD olduğunu ve bugün korumacılığın ABD ile Çin'in karşı karşıya geldiği son sahnesine şahit olunduğunu ifade etti.
Gelinen nokta itibarıyla ABD ile Çin arasında kısa-orta vadede denge arayışının sürebileceğine işaret eden Babacan, "Çin ile ABD arasındaki mücadelenin yumuşak olmayacağını tahmin edebiliriz. Ne Çin'in ne de ABD'nin tek başına bugünkü konumlarıyla ticarette kazanımları ve ekonomik çıkarları tümüyle kendi lehlerine çevirmesi olası görünüyor. Statik kazanç/kayıp ilişkisinin ötesinde dinamik denge arayışının varacağı yer belirsizliğini koruyor." değerlendirmesini yaptı.