AFYONKARAHİSAR
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Bir taraftan diyorsunuz ki biz bu kişiyi tanımıyoruz. Bir taraftan 33 yıldan bu yana Türkiye'ye hiç gelmemiş ama öbür taraftan son 15-20 gün içinde öyle aşağılayıcı, öyle hakaret edici cümleler kullanıyorsunuz ki lafın nereye vardığının farkında bile değilsiniz. Öyle şey olur mu? Kahire'de doğmak suç mudur?" dedi.
Bahçeli, MHP genel başkan yardımcıları ve parti yöneticileri ile Emirdağ Belediye Başkanı Uğur Serdar Kargın'ı ziyaretinin ardından, belediye önünde kendisini bekleyenlere hitap etti.
MHP'nin Afyonkarahisar'da kazandığı 14 belediye başkanlığından 6 ilçe belediye başkanlığını ziyaret ederek orada da teşekkürlerini ve takdirlerini sunacağını dile getiren Bahçeli, Emirdağ'dan başlayan bu ziyaretlerin gün boyu devam edeceğini ifade etti.
Bahçeli, 30 Mart seçimlerinden sonra Türkiye'nin ikinci siyasi gündemini, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin oluşturduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Cumhurbaşkanlığı seçimleri, milletimiz için çok önemlidir. Geçmişten bu yana yapılmış olan cumhurbaşkanlığı seçimlerini hatırlayacak olursak; zaman zaman ülkemizin önemli siyasi krizlerle karşı karşıya kaldığı dönemlerde, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ve seçim sonuçlarının önemli bir rol üstlendiğini görmekteyiz. Geçmişte, mecliste temsil edilen partilerin göstermiş olduğu adaylar arasından yapılan seçimle cumhurbaşkanı belirlenmekle beraber, bazen muhtıralarla, darbelerle karşı karşıya kalmak suretiyle Türkiye'de demokrasinin işlevliğini askıya alabilecek olaylara da şahit olmuşuzdur. Şimdi ise yepyeni bir durumla karşı karşıyayız."
Türkiye'de yapılan bir yasa değişikliği ile cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk defa halk tarafından gerçekleşeceğini hatırlatan Bahçeli, bunun demokrasinin kökleşmesi, gelişmesi, ülkenin istikrara kavuşması açısından önemli bir tecrübe olacağını belirtti.
"Hangi partiye mensup olursak olsak olalım, cumhurbaşkanlığı seçimini, partimizin ötesinde algılayarak değerlendirme yapmak durumundayız" diyen Bahçeli, şunları kaydetti:
"İçimizden herhangi bir şahıs, kendi mensup olduğu partiye, gönül verdiği partiye destek verebilmek açısından her türlü fedakarlığı yaparak, partisinin başarısı için gayret gösterebilir. Bu onun en demokratik hakkıdır. Ama öyle dönemler olur ki bunu aşmak lazım. Yani sizler başbakan seçmek yerine, devlet başkanı seçmeye, cumhurbaşkanı seçmeye, 10 Ağustos'ta gideceksiniz. Başbakan seçerken onun politikalarını, vaatlerini benimsersiniz, savunabilir oyunuzu ona göre verebilirsiniz ama devlet başkanlığı seçilirken bunların fazla geçerli olmadığını, devlet başkanlığının, cumhurbaşkanlığının, ülkenin istikrarını, temsilini ortaya koyabilecek bir şahsiyet etrafında herkesi kucaklayacak bir anlayışla hareket edileceğinin de farkında olmalıyız."
Bir başbakanın, milletin başbakanı olduğunu söyleyen Bahçeli, "Ama bir siyasi partinin seçtiği bir insan olarak, kendisinin programına uygun, o programı benimsemiş olan insanlarla beraber bir hizmet sunabilir. Ama başbakanlık görevini, cumhurbaşkanlığı görevine taşır, aldığı oy kadar, 'Bunlar benden, diğerlerinin benimle alakası yok der' ise devletin başında bir çürüme, ayrışma başlar, devletin başında tarafsızlıklar ortadan kalkar, 'Benim partilim, benim insanım, beni seçen adamlar' şeklinde yorumlarla Türkiye'deki pek çok sosyal çöküntüye fırsat verebilecek hatalar olabilir" değerlendirmesinde bulundu.
Bu seçimlerde, Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı adayı olmasının, onun en tabii hakkı olduğunu ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:
"Ona bağlı olan partisi ile beraber başarılı hizmet sunacağına inanan insanların, ona destek vermesi de onların en tabii hakkıdır. Ancak 12 yıldan bu yana ülkeyi yöneten Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkeyi nasıl yönettiğini, cepheleşmenin, kamplaşmanın, kutuplaşmanın, gerilimin nasıl ortaya çıktığını, Türkiye'yi 36 etnik temelden başlayıp her yönü ayrıştıran bir politikayı nasıl ve neden uyguladığını dikkate aldığımız takdirde ya Recep Tayyip Erdoğan uyarılmalı, uyarılara dikkat etmiyorsa da cumhurbaşkanı olma hakkını kendisine vermemeliyiz. Eğer bunu verdiğimiz takdirde aynı olaylar cumhurbaşkanlığı makamında da devam edecekse o zaman Türkiye'deki toplumsal olayların, toplumsal hareketliliklerin nereye ülkemizi götüreceğini kestiremeyiz, sebep olanlar da bu açından vebalden kurtulamaz."
Ekmeleddin İhsanoğlu'nun diğer siyasi partilerle birlikte aday olarak benimsediğini anlatan Bahçeli, onun cumhurbaşkanı olabilmesi için elden gelen gayreti ortaya koyduklarını belirtti.
Bahçeli, Türkiye'nin geleceği açısından, tarafsız, adil, Türkiye'yi kaynaştıracak Türkiye'yi bütünleştirecek, Türkiye'yi etnik ya da mezhep temelli bir bölünmeye tahrik etmeyecek, sürüklemeyecek bir şahıs olarak Ekmeleddin İhsanoğlu'nun iyi bir cumhurbaşkanlığı sorumluluğunu taşıyacağına inandıklarını söyledi.
Siyasetin bazen de çok acımasız olduğunu aktaran Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir taraftan diyorsunuz ki biz bu kişiyi tanımıyoruz. Bir taraftan 33 yıldan bu yana Türkiye'ye hiç gelmemiş ama öbür taraftan son 15-20 gün içinde öyle aşağılayıcı, öyle hakaret edici cümleler kullanıyorsunuz ki lafın nereye vardığının farkında bile değilsiniz. Öyle şey olur mu? Kahire'de doğmak suç mudur? Kahire'de yetişip Türkiye'ye gelmek ve İslam ülkelerinin yönetim kademelerinde önemli sorumluluklar üstlenmek bir millete memlekete hizmet değil midir? Şimdi bir an düşünelim; Emirdağ'ın yurt dışına verdiği çok büyük göç vardır, çoluk çocuğun rızkını kazanmak için. Bildiğimiz kadarıyla da Belçika'da yoğunlaşmışlardır. Yıllardan bu yana ikinci, üçüncü nesil orada doğmuş, orada yaşıyor ve orada siyasete hem mahalli idareler seçimlerinde katılıyor hem genel seçimlerde katılıyor. Ama doğduğu yer Brüksel ise Türkiye'ye gelip ben siyaset yapacağım dediği zaman hayır arkadaş sen Brüksellisin, sen Brüksel'de doğdun, bu memleketi bilmezsin deme hakkına sahip miyiz? Bu nasıl büyük bir ayrımcılıktır, bu nasıl bilinmez bir laftır, nereye uzanacağını nasıl fark etmeyeceksiniz. O zaman bu tür soruları bu günden sadece ve sadece cumhurbaşkanı olacağım diyerek Türkiye'yi her alanda bölüyorsun, bir de doğduğu yere göre ayrımcılık yaparsanız, ne yapacağız. 1963 yılında oraya giden büyük oğlan, Emirdağ'da doğmuş. Brüksel'e yerleşmiş, ekmek kazanır hale gelmiş, çocukları yanına aldırmış küçük oğlan ile kız orada doğmuş. Şimdi ne yapacağız, bir tanesi Emirdağ'da doğdu, bu bizim evladımız öbürü de Brüksel'de doğdu, bunlar bize yabancıdır mı diyeceğiz? Ne yapacağız bunun anasını babasını? O sebepten dolayı çok dikkatli olmayı gerektiren bir dönemdeyiz. Buna hassasiyet göstereceğiniz inancındayım. Devlet başkanlığı cumhurbaşkanlığı seçimini bir parti meselesi olarak görmemek gerekmektedir. Yanlışı varsa onu bir kenara bırakın, doğru bildiklerinize ne kadar inanıyorsanız onlara yol verin gitsin."
Bahçeli, Çay ilçesinde Belediye Başkanlığını ziyaretinin ardından, belediye önündeki konuşmasında, cumhurbaşkanı seçiminin ne şekilde yapılacağı konusunda fazla bir tecrübe bulunmadığını dile getirdi. Alelacele çıkarılmış bir yasa ile cumhurbaşkanı seçimine gidildiğini ve şu an için seçim faaliyetleri izlendiğinde, çok büyük bir adaletsizlikle, çok büyük haksız rekabetle adaylar arasında bir yarış sürdüğünü savunan Bahçeli, şunları kaydetti:
"Şimdi bir şahıs düşünün ki millete iradesi ile seçilmiş bir siyasi iktidarın genel başkanı olarak, başbakanlığı üstlenmiş, 12 yıldan bu yana ülkemizde başbakanlık yapmaktadır. Bu şahıs, bu dönem itibari ile cumhurbaşkanı adayı olmayı aklından geçirmiş, partisinden bazı çevreler de bunu uygun bularak 'aday' şeklinde takdim etmiştir. Bu andan itibaren artık Sayın Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı adayı Erdoğan'dır, bunda, Başbakan Erdoğan diyerek bir haksız rekabeti doğurmanın, devletin tüm imkanlarını başbakana sunmanın, valisi ile kaymakamı ile polisi ile her zaman devletin yöneticileri ile birlikte bazı devlet projelerini sanki kendileri yapıyormuş gibi takdim ederek, televizyonları da sabahtan akşama kadar, 17 tanesi yandaş, bazıları yanaşma, bazıları da korkudan teslim olmuş medya aracılığı ile sabahtan akşama kadar aday Recep Tayyip Erdoğan'ın propagandası yapılmaktadır. Peki 3 aday var, bu adaydan bir tanesi bu imkanlara sahip oluyor, diğerleri olmuyor ise demokraside adaleti nasıl bulacaksınız?"
TRT'nin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumsal bir iletişim aracı olduğunu, milletin vergileri ile ayakta kaldığını, çalışanların ise devlet memuru olarak maaş aldığını söyleyen Bahçeli, TRT'nin patronunun millet olduğunu belirterek, "Sabahtan akşama kadar TRT, Recep Tayyip Erdoğan propagandasını yapar, 500 saati ona ayırır, 3 saati birine, 7 saatini de birisine ayırıyor ise artık burada millet, patron olmaktan çıkmış, aday Recep Tayyip Erdoğan ise patron olmuş, TRT ona hizmet ediyor demektir" diye konuştu.
"Böyle bir adaletle, cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılmasının meşruiyet tartışmasını da beraberinde getireceğini" belirten Bahçeli, meşruiyeti tartışılan bir cumhurbaşkanının ise Türkiye'yi istikrara kavuşturamayacağını, demokrasiyi bütün kurum ve kuralları ile işletemeyeceğini, anayasadaki görev ve sorumluluğunu tam yerine getiremeyeceğini savundu. Bahçeli, böylelikle Türkiye'de, cumhurbaşkanlığı seçiminin yeni bir sorunun da başlangıcı olabileceğini söyleyerek, millet olarak böyle bir gidişata "dur" demek gerektiğini ifade etti.
"Sayın Başbakanın, cumhurbaşkanı adayı olarak değil de aday Erdoğan olarak, başbakanlıkta yaptığını, cumhurbaşkanlığında da yapmasına fırsat verdirmeyecek bir olgunluk içerisinde hareket edeceğine inanıyoruz" diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
"Neden bunu söylüyorum; aday Erdoğan diyor ki, 'Ben cumhurbaşkanı olursam, havaalanı yapacağım, yol yapacağım, şunu yapacağım, bunu yapacağım…' Mübarek insan, sen başbakanken yaptığını yapıyorsun zaten. Bir de kalkıp cumhurbaşkanlığı makamında havaalanı yapacaksan, yol yapacaksan, baraj yapacaksan, kamu ihalelerinin hepsini sen yapacaksan, o zaman başbakana ne ihtiyaç var. Havuzda hangi, arkadaşın varsa, cumhurbaşkanlığı binasının içindeki havuza doldur, ne yapıyorsan yap. Buna müsaade edilmemesi lazımdır. Her tarafta havuz olabilir, her tarafta yolsuzluk olabilir, her tarafta adaletsizlik olabilir, her tarafta ayakkabı kutusu olabilir ama cumhurbaşkanlığı makamında bunların hiçbirisinin olmaması lazımdır. İşte size bir ölçü; ayakkabısı olacak ancak ayakkabı kutusu Çankaya'da bulunmayacak. Yani, yalın ayak gezmeyecek tabii ki bir ayakkabısı olacak. Fakat ayakkabının kutuları orada olmayacak. Çankaya Köşkü'ndeki havuzlardan bir tanesi yandaşların havuzu olmayacak, orada bahçe sulamak ve güzellik yapmak için su bulunacak ama dolar ve avro bulunmayacak."
Muhabir: Ali Kemal Akan
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
