ANKARA
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Bu sözleşmelerin TRT, Basın Yayın Ve Enformasyon Genel Müdürlüğüne ve RTÜK'e de örmek olmasını dilerim" dedi.
Arınç, Anadolu Ajansı (AA) Konferans Salonunda AA ile Medya-İş Sendikası arasındaki Toplu İş Sözleşmesi İmza Töreni'ne katıldı.
Arınç, buradaki konuşmasında, kendisinin medyayla ilgili kurumlardan sorumlu bakan olduğunu anımsatarak, TRT, RTÜK, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ve AA'nın kendisine bağlı olduğunu söyledi.
Basın İlan Kurumunun da kendisine bağlı olduğunu ve yerel medyanın sorunlarının da kendisini ilgilendirdiğini vurgulayan Arınç, bütün bu kurumlarda sendikalaşmaya sonuna kadar var olduklarını söyledi.
Arınç, sendikaları hak arayacağı bir paydaş olarak gördükleri, olmazsa olmaz olarak kabul ettiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:
"Çalışanlarımızın haklarını her kurumda savunacak bir sendikaya ihtiyaç olduğunu geçmişte işçi sendikalarının avukatlığını yapmış olan bir kardeşiniz olarak da, buna yürekte inanan bir insan olarak hep savundum, savunmaya devam edeceğiz. Şüphesiz başka sendikalarımız da var. Onları da saygıyla karşılıyoruz ama Anadolu Ajansında yetki alan ve bu yetkiyi bileğinin hakkıyla alan, yargı sürecinde de büyük bir titizlikle ve sabırla bu süreci takip eden bir sendikamız var. Dolayısıyla onun kuruluşu da çok yeni ama iki sene sonunda geldiği nokta bir başarı noktası. Bu başarıyı her yerde büyük bir gururla anlattım. Dedim ki hatta bizim kurumlarımızda bir sendika var, iki sendika var, üç sendika var. kaç tane olursa olsun hepsine saygımız var. Yeter ki çalışanımız hangisini daha çok tercih ediyorsa biz onunla toplu sözleşme yapalım."
"Çalışanlar mağdur oluyordu"
Arınç, kamu sendikalarının toplu görüşme yaptığını ama toplu sözleşme yapamadığını, bunun 2010 yılındaki referandumun ardından memurların da toplu sözleşme yapabildiğine dikkati çekerek, "Ben Anadolu Ajansımızdaki sendikal mücadeleyi çok seviyeli buldum. Geçmişte yetkili olan sendikanın neler yaptığını, ideolojik körlük noktasında nasıl bir bağnaz politika izlediğini de biliyorum. Bunu tekrarlayacak değilim, çünkü tazminatla hükümlü bir arkadaşınızım. O sendika hakkımda tazminat dava açtı ve beni tazminata mahkum etti. Olsun haklı iseler seve seve paralarını vereceğiz. Ben Türkiye'deki sendikaları da yakından bilen bir insanım. Anadolu Ajansına yazık oluyordu, burada çalışanlar mağdur oluyordu. Sadece toplu sözleşmeyle konulan bir takım haklarla siz kazandığınızı zannediyordunuz ama sendika sizin üzerinizden başka işler yapmaya gayret ediyordu" diye konuştu.
O dönemde Anadolu Ajansı bütçesinin çalışanların bir aylık maaşını ödemeye yetmediğini belirten Arınç, Ajansı yönetenlerin bazen kendilerinden haberli, bazen kendilerinden habersiz her üç ayda bankalardan kredi çektiğini, kredinin faizinin ödemesinin de kendilerine düştüğünü söyledi.
"Maalesef iri ve hantal bir yapı vardı"
Tüm bunların nedenini kötü yönetim ve o dönemde yetkili olan sendikanın bu yönetime ortak olmasına bağlayan Arınç, "Çok şükür şimdi çalışanlarıyla, yönetimiyle, vizyonuyla, sendika ile yönetim arasındaki medeni ilişkilerle örnek bir kuruluş haline geldi. Biz batar bir halde aldık bu kurumu. Maalesef iri ve hantal bir yapı vardı. Bu yapının içerisinde haber üretmek mümkün olmuyordu. Çalışanlar çok gayretliydi ama ne yaptıkları, ne kadar yaptıkları, onları takip eden, denetleyen, hangi işte daha çok başarılı olacaklarını gözeten bir yönetim yoktu. Onlar da iyi niyetliydiler belki ama bize yedek subaylıkta öğrettikleri 'kaçma, karışma, çalışma' prensibini çok güzel uyguluyorlardı... Böyle bir iş olmaz, Büyük Atatürk'ün kurduğu bir Ajans, 100. yılına yaklaşırken böyle bir yapının içerinde varlığını sürdüremez. Sağolsun sayın genel müdürümüz, değerli arkadaşları ve sizler ne yaptığımızı, neyi nasıl yaptığımızı ve yapacağımızı öngören bir çalışma içerisinde girdiniz" diye konuştu.
Anadolu Ajansının bir şirket olduğunu ve bu şirketin de özel bir konumunun bulunduğunu dile getiren Arınç, çıkarttıkları kanunla Anadolu Ajansının sahipleri belli olmayan paylarının bir sisteme bağlandığını söyledi.
Balkanlar'da, Afrika'da, Orta Doğu'da ve Kuzey Amerika'da olmanın, 5-6 dilde haber yayının yapmanın kolay olmadığını ifade eden Arınç, bunların hayata geçirilmesi için Ajansın desteğe ihtiyacı olduğunu kaydetti.
Arınç, Medya-İş'in sabrının sonunun başarı olduğunu, bu başarının kutlanması gerektiğini dile getirerek, "Bu sözleşmelerin TRT, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğüne ve RTÜK'e de örnek olmasını dilerim" dedi.
"Türkiye'de basın özgürlüğü yok" diyenleri eleştiren Arınç, şunları söyledi:
"Türkiye'de basın özgürlüğü yok derseniz bu yazdıklarınız, bu hakaretleriniz, bu televizyon yayıncılığını, bu üst üste gelen, akın akın gelen birtakım işgüzarlıklarınızı nereye koyacağız. Her şeyi söylüyorsunuz, her şeyi yazıyorsunuz, her iftirayı yapıyorsunuz, her hakareti, küçük görmeyi yapıyorsunuz. Oysa eleştiri başka bir şeydir, hakaret, küçültücü yayın yapmak başka bir şeydir."
Tutuklu gazeteciler var diyenlerin ifade ettikleri en yüksek rakamın 69 olduğuna dikkati çeken Arınç, bunlardan 59'unun Terörle Mücadele Kanunu kapsamında tutuklanan, hüküm giyen ya da yargılanan kişiler olduğunu belirtti.
Çözüm süreci iyi giderse bu kanunu çöp sepetine atacağız
Bazı kişilerin tutuklulukların sona ermesi için Terörle Mücadele Kanunu'nun kaldırılmasını önerdiğini aktaran Arınç, "İyi de 30-35 yıldır terörle mücadele eden bir ülkede şimdi büyük ümitler beslediğimiz çözüm süreci iyi gider ve sonuca ulaşırsa alacağız bu kanunu çöp sepetine atacağız. Ama hala bir endişe var. Terörün yeniden başlaması korkusu var" değerlendirmesini yaptı.
Tutuklananlar arasındaki birkaç kişi hakkında Türk Ceza Kanunu kapsamında dava açıldığını anımsatan Arınç, şöyle devam etti:
"Bizim için asıl olan şudur: Gazetecilik meslek ve faaliyetlerinden dolayı yargılanan, hüküm giyen kimse var mı? Hayır yok. Bir kimse haber yapabilir, kitap çıkartabilir, karikatür çizebilir, raporlar çıkartabilir gazetecilik meslek faaliyeti odur. Bundan dolayı ceza alırsa biz kendimizi kabahatli sayarız, hatta suçlu sayarız. 'Efendim filan kişi filan kişi vardı ya.' Tekrar isimlerini söylemeyeyim iki veya üç kişi. Şu anda hepsi dışarıda. İyi ama o zaman özel yetkili mahkemeler vardı.
Özel yetkili mahkemeler, o kişiler gazeteci bile olsa örgütsel bir faaliyetin içerisinde suç işlediler iddiasında bulundu. Ben hakim değilim, savcı değilim. Savcı öyle diyor, hakim bundan dolayı ceza veriyor. Gazetecilik faaliyetinden dolayı değil, cürüm işlemek için örgüt kurmaktan ve filan örgütün mensubuymuş gibi hareket etmekten dava açmışlar, yargılamışlar. Şu açıdan alnımız açık: 'Ben şu yazıyı yazdım da ondan dolayı ceza yedim. Ben bu karikatürü yaptım da ondan dolayı ceza yedim.' Arkadaşlar böyle bir şey yok olması da mümkün değil."
Çalışanın alın terinin karşılığını vermeyen patron helak olur
Arınç, medya sektöründe asıl sorgulanması gerekenin sendikal yaşamın bulunmaması olduğunu dile getirerek hiçbir gazetecinin, patronunu hatta genel yayın yönetmenin eleştiremediğini ifade etti.
Medya kuruluşlarında iş güvencesinin de olmadığını anlatan Arınç, şöyle konuştu:
"Orada burada habercilik yaparken elinden kolundan gözünden olan insanlara kim sahip çıkıyor? Bugün hangi büyük çok satan gazetede çalışma güvencesi var. Bakmayın köşelerinden 20 bin dolara, 30 bin dolara yazı yazdığını söyleyen ve para kazanan insanlara. Veya bir zamanlar televizyonların 1 milyon dolara transfer olan anchormanlerine (ana haber sunucusu). Onlardan bahsetmiyorum sizden bahsediyorum, yerel medyadan bahsediyorum, gazetelerin çalışanlarından bahsediyorum. 8-9 maaş alamadıkları için bana gelip de 'Ne olur şu patrona bir yerde çakın da paralarımız ödensin' diye yalvaran gazetecilerden bahsediyorum.
Ben bir çakıyordum biraz alıyorlardı maaşlarını, ondan sonra bir daha geliyorlardı. 'Ne olur şunun ismini verin de bir daha çakın'. Adam 20 milyar dolarlık ihaleye gidiyor ama çalışanlarının 8 aylık maaşlarını ödemiyor. Evine ekmek götüremiyor gazeteci. Sonraki hallerini biliyoruz. Hepsinin halleri de öyle olacak. Çünkü çalışanlarının alın terinin karşılığını vermeyen bir patron helak olur."
Çalışanların hakkı gün geçmeden ödenecek
TRT'den iki çalışanın attıkları tweetler nedeniyle yerlerinin değiştirilmesine ve haklarından disiplin soruşturması açılmasına da değinen Arınç, "Tweet'ler sebebiyle bilmem ne olmuş yok böyle bir şey. Evet adam tweet atmış ama hakaret etmiş. 'Filan yerlerde onlarca kişi öldürüldü hadi o tarafa doğru gidin' demiş. İşinden de atılmadı, işinden atmak mümkün mü? Bütün sözleşmeliler kadroya geçti. Görev yerleri değiştirildi ve haklarında disiplin soruşturması açıldı. Buna günlerce bağıran çağıranlar niye sizin çalışanlarınızın böyle bir hakkı yok. Neden siz onları kapı önüne koyuyorsunuz. Niye sizin genel yayın yönetmenleriniz bir sendikaya hayat vermek için uğraşan çalışanlarınızı tehdit ediyor. Bunlara karşı iki satır yazamazlar ama her gün bize bağırırlar, her gün bizi eleştiriler, bunların hiçbiri doğru değil. Çalışanların hakkı gün geçmeden ödenecek, teri kurumadan verilecek" diye konuştu.
Toplu iş sözleşmesi pasta kesilerek kutlandı
Konuşmaların ardından, toplu iş sözleşmesini imzalayan Arınç, AA Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Öztürk, Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan ve Medya-İş Sendikası Genel Başkanı Gürsel Eser'e, "hayırlı olsun" temennisinde bulundu.
AA çalışanlarını yanına çağıran Öztürk, Eser ile toplu iş sözleşmesi pastasını kesti. "Bu iki yıl önce verdiğimiz sözü tuttuğumuzun belgesidir" diyen Öztürk, Eser'e pasta ikram etti.
Toplu iş sözleşmesi ile düşük ücretlilere öncelik verilerek yapılan maaş iyileştirmesinin yanı sıra, "kreş, giyecek, yakacak, eğitim, bayram, yabancı dil tazminatı" gibi kalemlerde de ücret artışı sağlandı.
Muhabir: Özcan Yıldırım, Mehmet Tosun
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
